Follow by Email

Çarşamba, Aralık 28, 2011

Yaz sen de, bulursun o hayalindeki orman evini..

Ben eskiden de birşeyler karalardım aklıma estikçe, iyice dolunca mısralara boşaltırdım içimi, ama bu mısraların arasına aylar girdiği bile olurdu. Şu sıralarsa yazmak benim için günlük yapılacaklar listesinde en başta, gerçi o listede başka da bir şey yok. Yiyecek ekmeğim olmasa bile yazacak kalemim olması gerek mutlaka. Biraz da bu aralar takıldığım bir moda gibi geliyor bana yazmak..
Hergün farklı kişiliklerle tanışıyor, farklı olaylara şahit oluyor, neredeyse her ay farklı bir ilişkinin peşine düşüyorum. Herşeyi bir kenara itince de en büyük ilham çeşmemse ailem kalıyor başucumda. Öyle sevgi temasıyla dolu bir çeşme hayal etmeyin hiç, benimkinden genelde nefret akıyor bir kaç yıldır. Ruh halim sürekli takip altında. Sürekli izlenmek, araştırılmak, irdelenmek, bana güvensizce yaklaşılması öyle bir hırpalıyor ki beni, nereye yazacağımı, hangi duvarı yumruklayacağımı bilemez hale geliyorum. Bu küçük evin içinde koca bir orman yaratıyorum ama yine de hangi ağacın arkasına saklanacağımı bilemiyorum. Bu hayatı terk edip gitmeyi hayal ediyorum hep, korkuyorum beyaz gömleği kafama geçirmelerinden. Kaygılara anlam veremiyorum. Defalarca anlattığım şeylere rağmen hala güvenmiyorlar bana. Nefret ediyorum bu evden. O yüzden her saniye yazmak istiyorum artık. Benim öz evim bu satırlar. Bana bu satırları yazdıran şeylere minnettarım, aşklarıma, anneme, babama, kaosa, sizlere...
Aşklarım gardrobum gibi. İçinde bana yakışan, bana uyan, birlikte yakıştırıldığımız hiç birşeyin olmadığı gardrobum. Hayatta her alanda şanslıydım. Sınıfımın birincisiydim. Kardeşimin çok sonralar sahip olduğu oyuncaklara ben doğmadan sahiptim. Neyi çok istediysem olurdu genelde. Ama aşkda Allah tarafından korunuyorum yıllardır. Hiç bir sevgim gerçek karşılığını bulmadı. Aşık olduğum kadınlar önce dünyanın en güzel ümitlerini verdiler daha sonra " Aslında sana bilerek ümit vermek istedim." diyerek benimle dalga geçtiler. Ben onlara dünyanın en güzel sevgisini sundum. Onları herşeyim yaptım, aklımdan hiç çıkarmadım, değer verdim, önemsedim, en kötü zamanlarında, en güzel zamanlarında yanlarında oldum, onlar için ağladım, onlar için yürüdüm, üşüdüm her seferinde, kavgalar ettim, dostlarımı yitirdim, pişman oldum, anneme karşı geldim,yurda hep geç kaldım, sınavlarıma çalışmayıp onları mutlu etmek için vakit harcadım. Ama karşılığında onlardan çok az bişey istedim. Bana, benim onlara verdiğim değerin birazını vermelerini, gösterdiğim sevginin azıcığını göstermelerini istedim sadece. Ben, onlar dünyanın en şanslı kadınları olsunlar istedim. Onlarsa aşkın ne olduğunu, nasıl olduğunu, ne kadar güzel olduğunu kavrayamadılar. Hepsinin söylediği ortak tek yalan vardı, "Ben seninle dost kalmak istiyorum. Aşk dostluğu, arkadaşlığı öldürür." diyorlardı. ama bilmiyorlardı ki Hayat arkadaşlığının ne kadar ebedi, ne kadar kutsal, ne kadar değerli olduğunu.. Yapamadılar işte. Sevemediler bendeki kendilerini, kabul edemediler sevgimi, istemediler dünyanın en değerli cevherini. Ama hem istemedikleri gibi hem de leke attılar o cevhere, yok ettiler aşklarımı. Bir odun olup çıktım sayelerinde. Artık aşk gelmiyor içimden. Kızıyorum sadece. Korkuyorum yine kirlenirim diye. Ben onu değerlendirirken kendim değersizin teki olurum diye. Ne oldu bana böyle ? Affedersin Aşk, Seni çok yordum gene...

Salı, Aralık 27, 2011

Ah o evin kokusu..

Başkalarının evine yatılı gitmeyi hep sevmişimdir. Çünkü evimdeki o alışılmış kokudan başka kokular duyarım gittiğim evlerde, belki yatakları farklı kokar belki üstüme verdikleri pijamaları. Alıştığınız kokuların dışındaki kokuları hissetmek bazen güzel oluyor açıkcası. Tekrar eve döndüğümde üstümde kalan kokuları da bitene kadar değerlendirip mutlu olmaya devam ediyorum işte..

Hayatın bütün yükü onun..

Minibüsteyim, Yaşlı bir teyze bindi. Hem yaşlı, hem de hayatın bütün yükünü omuzlamış ve o ağırlıkla yürümesi bile yavaşlamıştı, üzerindeki çarşaf da ayağına takılıyor, yürümesini daha da engelliyordu. Teyzeden beş dakika önce binmiş olan yine yaşlı fakat bakımlı bir İstanbul beyefendisinin yanı boştu ve teyze de oraya yöneldi. Beyefendi ona yer verdi ve teyzenin iyice yerleşmesini bekledi. Ama teyze hem yaşlı hem de kilolu olduğu için o daracık yere tam olarak yerleşmesi de yaklaşık bir dakikayı buldu. Ve iyice toparlandıktan sonra beyefendi de oturdu onun yanına. Oturur oturmaz teyzeye o samimi ve bir o kadar da acı olan soruyu sordu; "Yaşlılık değil mi?"...

Say fuck yeaa !!

Hayatınızdaki olumsuzlukları siktir edin. Babanız size kızdı mı ? Evi terk edin, yurda gidin. Hoşlandığınız kız sizi istemiyor mu ? artık bütün kızlara siktir diyin, hatta karşınıza çıkan her kıza kötü davranın, siklemeyin onları, çünkü onlar kız, onlar duygusuz yaratıklar, acıtmayı, acı çektirmeyi herşeyden çok seven varlıklar onlar. Lan hiç düşündünüz mü neden doğru düzgün kadın şair, yazar yok diye ? Ben söyleyeyim, çünkü odun şiir yazamaz, cansızdır o, duygusuzdur. Odun işte kardeşim. O da belki bir baltaya sap olur. Boşverin kızları. Annenize bağırın bir gün de, gidin kardeşinizi dövün, sinirinizi ondan çıkarın. Üniversiteyi yaşadığınız şehirden başka bir yerde tercih edin. Yapın bunları. Geceleri sokağa çıkın, barlara falan takılın, tek gecelik aşklar yaşayın, sarhoş olup etrafa küfredin anasını satayım. Mesela hiç kimseye inanmayın, ne derseler desinler, onlara bir yalancıya bakıyor gibi bakın, kötü konuşun onlarla, yalancı olduklarını ima edin.


Siz en iyisi zengin olun, canınız istediğinde alın başınızı başka şehirlere, başka ülkelere gidin, orda farklı kadınlarla evlenin. Paranız mı yok, zenginlerden çalın, ama fakire vermeyin, bırakın o da çalsın. Siz harcayın paranızı, hayallerinizi o paralarla gerçekleştirin. Ya da siz en iyisi bi siktirin gidin.

Pazartesi, Aralık 26, 2011

Tutarlılık benim işim değil gerçekten.

Hani tutarlı değilim ya, bir zamanlar rap delisiyken birden metal aşığı oldunuz mu hiç ? Ya da aşık olup aşk şarkılarıyla ağladınız mı ? Bir zamanlar sırf baskete olan aşkımdan dinlediğim bir şarkıyı dinliyorum şimdi, her şarkının ya da her görüntünün ya da her insanın farklı bir anlık bıraktığı etkisinin görüntüsü var benim zihnimde, bu şarkıyı dinleyince aklıma basket geliyorsa başka bir şarkıda yurda giderken çektiğim o eziyetli yollar geliyor. Tutarsızım çünkü, dün basket için yanıyorsam bugün bir zar adam olabilmek için yanıyorum, dün bisiklet için yanıyordum. Bazen oluyor Leica için yanıyorum. ya da bi kız seviyorum başka bir gün başka bir yerde karşıma yine güzel bir kız çıkıyor bu sefer onu seviyorum, geri geliyorum eski sevdama devam ediyorum. Böylesine tutarsız bir hergeleyim işte !..

"O" nerde ?

Sorunum Kalbimdeki boş odalar değil, oralarda zaten işkence memurları var beni hergün kemiren, sorun benim O'nun kalbindeki odalara dolamamam. İşte "O" nerede bunu da bilmiyorum..

Pazar, Aralık 25, 2011

İlk intiharım..

       Ona nasıl aşık olduğumu hatırlamıyorum. Çok küçüktüm zaten, zor tabi hatırlamak. Ama bunu duyan ayıp diyo, insan hiç ilk aşkını unutur mu ? Unutuluyor işte, başka unuttuğumuz herşey gibi. Ama azbuz birşeyler anımsıyorum aşkıma dair. Sınıfın en çalışkan iki öğrencisiydik onunla. Öğretmenimiz okuma dersleri yapardı ve o derslerde en hızlı okuyan ya o olurdu ya da ben. Belki de bu yüzden ona aşık olmuşumdur. Çalışkan, zeki, başarılı ve bir o kadar da dünyalar güzeli olduğundandır belki de ona olan aşkım. Bir keresinde bir üst sınıfın bir öğrencisi sınıfımıza gelip en çalışkan olanımızı hocalarının sınıfa çağırdığını söylemişti. Herkes adımı söyleyip beni gösterirken ben sessizce onu gösteriyordum. Ama yine de beni götürmüştü gelen öğrendi...
       En sevdiğim zamanlarsa, teneffüste bahçeye çıkıp Atatürk büstünün hemen arkasında oynadığımız dansa davet oyunuydu. Ben hep onu davet ederdim dansa, oysa o bana her seferinde papucunun altını gösterirdi. Ama yine de ilk onun ellerini tutup dans etmiştim ben... 
       Eskiden evleri hemen arkamızdaki binadaymış, ama ben bunu artık orada başkaları otururken öğrenmiştim. Yeni evleri de bize pek uzak sayılmazdı. Hergün  top oynamaya diye onların sokağa gider kaldırıma oturur onun cama ya da çatıya çıkmasını beklerdim. Ama nasıl bir duyguysa o çıktığında da beni görmesin diye şapkamı önüme eğer gizliden onu izlerdim. Utanırdım aslında. Acaba bana kötü bişey der mi, kızar mı diye düşünürdüm hep. Ama gizliden gizliye sevmeye devam ederdim işte...

Salı, Aralık 13, 2011

Biraz zorlamam gerek..

İçimde o kadar şey var ki artık çıkacak delikleri tıkıyorlar ki hiç biri çıkamıyor. Boğazıma takılıyor hepsi, çıkmalı artık diyorum, ama nasıl çıkarlar bunu bilmiyorum. Bazen karalıyorum bişeyler ama olmuyor yapamıyorum, dökemiyorum istediklerimi. Biliyorum sebebini, sürekli dolmama neden olanları, hiç fırsat vermiyorlar ki arada bir rahatlayayım, dökeyim satırlarımı kağıtlara, döktürmüyorlar, düşünce alemine öyle bir sokuyorlar ki beni, konuşmam güçleşiyor, sözcükler sanki garsondan istemişim gibi ortaya karışık geliyorlar. Menümde sağlıklı bişeyler olmuyor anlayacağın. Aslında duygularım karışsa gördüklerimin tadını alsam, onlardan yemekler yapsam, ya da duyduklarım resimler halinde gözümün önünde belirse onları da tuvale döksem resimler çizsem herbirinden, belki o zaman tamamen boşaltırım içimdekileri dış dünyama.. Olmuyor yapamıyorum. Tıkanıp kalıyorum herseferinde. Hep eksikliğini hissediyorum. Birinin, birşeylerin eksikliğini hissediyorum. Bu kimi zaman bir kadının eksikliği , kimi zaman baba ilgisinin eksikliği , kimi zaman arkadaşlarımın bana değer vermesinin eksikliği oluyor.. Ama bu gece yarısı neden buradayım, neden yazıyorum bilmiyorum. Aslında bir beklentim var benim. Fark edilmek, ilgi görmek, karşılık bulmayı ummak, içimi biyelere dökebilmek istiyorum hep.. O yüzden buradayım sanırım. Biraz zorlamam gerek..