Follow by Email

Pazar, Şubat 26, 2012

Sevmek her zaman kolay olan

Bir insan yoldan geçen bir yabancıyı bile sevebilir. O sevgi duygusunu hissedip sonra kendi yoluna devam edebilirsin.


Konuşmaya bile gerek yok. Bunu ifade etmeye bile gerek yok. İnsan bu duyguyu hissedip kendi yoluna gidebilir. İnsan bir taşı sevebilir. İnsan bir ağacı, gökyüzünü, yıldızları sevebilir. İnsan arkadaşını, kocasını, çocuklarını, babasını, annesini sevebilir. İnsan milyonlarca şekilde sevebilir.


UNUTMA: CESARET KORKUSUZLUK DEMEK DEĞİLDİR. Eğer bir insan korkusuzsa, ona cesur diyemezsin. Bir makineye cesur diyemezsin, o korkusuzdur. Cesaret sadece korku okyanusu içinde varolabilir. Cesaret, korku okyanusu içinde bir adadır. Korku vardır ama bu korkuya rağmen insan o riski göze alır; işte cesaret budur. İnsan titrer, insan karanlığa girmekten korkar ama yine de girer. İnsan, kendine rağmen adım atar; cesur olmanın anlamı budur. Bu, korkusuzluk demek değildir. Korku dolu olmak ama onun altında ezilmemek demektir.


En büyük sorun sevgiye adım attığın zaman ortaya çıkar. O zaman korku ruhunu sarmalar, çünkü sevmek demek ölmek demektir; diğerinin içinde yok olmak demektir. Bu, ölümdür; hem de normal bir ölümden çok daha derin bir ölüm. Normal ölümde sadece beden ölür; sevgi içindeki ölümde, ego ölür. Sevmek için çok büyük bir cesaret gerekir. Etrafında oluşacak bütün o korkuların kuşatmasına rağmen devam etme kapasitesine sahip olmak gerekir.


Risk ne kadar büyükse, gelişme olasılığı o kadar büyüktür. O yüzden hiçbir şey bir insanı sevgi kadar olgunlaştıramaz. Sevgiden korkan insanlar çocuk olarak kalır; olgunlaşmamış, yani ham olarak. Seni olgunlaştıran tek şey sevginin ateşidir.


Sınırları Olmayan Bir Dünya’dan alıntı…

Perşembe, Şubat 23, 2012

Ah Be Kadın !

             Bu bir bekleyiş yazısı falan değil. Kimseden birşey beklediğim falan da yok zaten. Sanırım sadece bir iç meseleden ibaret yazdıklarım. Huzur veya aşk arayışı da diyebilirsiniz.
             
             Ömür dediğiniz şeyde aslında uzun yıllar yaşamış olan kimse yok. Hepsinin hayatı yalnızca 2 sn.den ibaret. Göz açmak ve kapatmak. Hepsi geriye baktıklarında şu cümleyi kurdular: "Göz açıp kapayıncaya kadar geçti ömür.". Kim bilir hangi kadının arkasından yıllarca sürüklendiler. Belki de ömürleri boyunca kışın soğuğunu dünyaya veda etmeden nasıl geçi,receklerini düşündüler. Peki benim rolüm ne bu kadar ömrün arasında ? Dünyaya ne amaçla gönderildim ? Aynı anda bir kaç rolü birden canlandırabilir miyim acaba ? Örneğin aşkla neden bu kadar erken yaşta tanıştım ? Veya sokak adamlarını, sokaktaki yaşamı, hayatla verdikleri mücadeleyi neden herkesten fazla ben düşündüm ? Ya da neden yazarkenki ben ile sınıftaki, sokaktaki, annemin kolları arasındaki ben aynı olmuyor ?


              Kadınlar tıkıyor beni. Onları düşünürken nefes almakta bile zorlanıyorum. Ne zaman onlardan herhangi biri ile ilgili bir şey yazmaya çalışsam boğazıma bir şey takılıyor. Deftere bakıyorum ve kaldırıp atasım, bütün yazdıklarımı yırtasım geliyor. Bütün aşklarım birer hayal kırıklığı, birer hata, baştan kokan bir balık, hastalık, bağımlılık, zamanla nefrete dönüşen kelimeler, uyuşturucu, sert bir darbe, yalnızlık nöbetleri ve anlamsız gülüşler halini aldılar zamanla. Mutluluğu bulamadığım limandan kaçar başka bir limana sığınır oldum hemen. Her aşkımı başka ifade eden farklı şarkıları dinleyip her seferinde tekrar öldürüyorum kendimi. Eğer bütün şarkıları öldürürsem bütün aşklarımı öldürmüş olurum gibi geliyor. Aslında hayattan zevk alabilmek için çok daha güzel yollar var. Ama bir kadının bana aşkı olmadıkça hiçbir yol mutlu etmeye yetmiyor beni. Şu aşktan ne anlıyorum hiç bilmiyorum. Tek faydası bir şeyler yazabilmemi sağlıyor. Ama her yıkılıştan sonra beni ellerimden tutup ayağa kaldıran kadınların var olması da cabası. Alıştım artık. Ahmet Telli'nin de dediği gibi : "Sevgilisi değildim kadınlarımın. Bir papağan tüneğiydim belki.". Hepsinin tek ortak noktaları sadece birer dost olmaları. Umutlarım da yara bere içinde artık, onları kullanacak halim de kalmadı. 
               
               Ve kadınlar dünyanın en anlaşılır varlıkları. Onları bize sadece dost olsunlar diye gönderdiler. Sanırım bize aşık olacak diğer yaratıklar da yolda. Eminim olur da aşık olduğum bir kadın da bana aşık olursa onu şu evrendeki her maddeden daha çok ve nefesim ondan kesilinceye kadar seveceğim. "Open your heart, i'm coming home." Kalbini aç, eve geliyorum. Pink Floyd'un "Hey You" şarkısındaki bu cümle sanırım dünyadaki en sevdiğim cümle. Hadi kalbini aç bana sevgili. Dışarısı senin de bildiğin gibi soğuk ve tehlikeli. Ve sen merhametli kadın, sokakta yaşayan insanlara hep acırsın, imkanın olsa onları evine alıp sıcak bir çorba yapar, hiç olmazsa içlerini ısıtırsın. Hadi be kadın, bırakma beni dışarda. İmkanım yok deme sakın. Her insanın bir evsize çorba ısıtacak kadar imkanı vardır elbet. Bakarsın o evsiz hayatta tanıdığın çoğu insandan daha merhametli, daha güler yüzlü, daha sevecen, belki de aşkı sana en güzel yaşatacak tek insandır. "Bak, sen de belki diyorsun." deme bana kadın, bu söylediklerim zaten benden başka hangi evsizde bulunur ki ? Evet öyle, seni benden başka kimse benim kadar sevemez, kimse sana benden daha güler yüzlü olamaz. Ben sana gelene kadar ne aşklardan geçtim, ne acılar, eziyetler çektim, ne göz yaşları döktüm, biliyorum bana gelene kadar sen de bunları yaşadın. Artık yetmez mi be kadın ? Daha yol almaya ne gerek var ? Arkanı dön ve gör artık beni ! İleri gitme sadece bir adım geri gel, gel ki öpeyim o kara gözlerinden, sarılayım ince beline, en güzel şarkılarda bile bulamadığım o sesini dinleyeyim sessizce. Zor değil be kadın ! Beni sevebilmek hiç zor değil. Naz yapmam mesela, her dediğine tamam der yormam seni. Bak beraber alışverişe de çıkarız ama gezerken hiç sıkılmam seni de sıkmam. İstediğini alırız, bana almasak da olur, o kadar gezersek yorulursun. Biliyorum romantizme bayılıyorsun, ben de şiirler yazarım sana, sonra mum ışığında yemek yeriz senin istediğin her akşam. Yatağına kahvaltını ben getiririm hem. Yağmuru beraber izler, hatta çıkar beraber ıslanırız altında, bak şarkılar da söyleriz istersen. En büyük hayalin de başka ülkeleri gezmekti senin, atlarız uçağa gezmediğimiz ülke bırakmayız inan bana. Filmlere de bayılırsın sen. Gidebildiğimize gider, gidemediğimizi de evde oturur başbaşa gözgöze izleriz. İstersen akşamları sana kitap da okurum ben. Beraber çikolataları bitirir hatta yarışırız önce kim bitiricek diye. Ve şu anda birlikte düşlediğimiz ama aklımıza gelmeyen her şeyi beraber yaparız. Bak ne kadar da kolaymış beni sevmek ve ne kadar güzel. Ama sen dış görünüşün yanında daha çok iç güzelliğe önem veren bir kadınsın. Biraz da bu yüzden kolay beni sevmen, dışım idare etmez ama içim, senin o sevdiğin Galata Kulesinden bile güzel be kadın ! Ama sen neden kolayı seçmiyorsun da, aşksız olanı, bensiz olanı, zor olanı seçiyorsun ha kadın ? Hadi, ben beklemekten usandım, sen de bekletmekten usan artık. 

Çarşamba, Şubat 08, 2012

Sen miydin Umut Satan Kadın ?

Şiirlerini okurken ağladığım tek kadındın,
Güz yaprakları seni sessizce bekler şimdi.
Bir martı sessizce dalar mavi denizin o engin suyuna,
Bir ölüm daha varır dünyaya, sen sessizce uzaklaşırken limanımdan.
Öylesine derin bir cıva sancısı girer ki ruhuma,
Ben, senin her hatıranı yanlış anlamışım.
Gece çatım ıslanmıyormuş artık,
Sen gittin ya, yokluğunda ağlamıyor artık dostum bulut.
Penceremden içeri sensiz bir ışık giriyor şimdi,
Sessizce gidişini hatırlatıyor sokağımdaki otobüs durağı.
Ve bir dağın yanlızlığına benziyor artık suratım.
Çoktan ateşe verdim o umut yağdıran adamı,
Ama hala cebimde taşıyorum küllerini, bana verdiğin o ilk hatıranın.
Sanırım bir karanfilin yaprağında yazılıydı adın,
Ve annem her gece isminle severdi o karanfili.
Sen ise bir martıyı ağlattın bugün,
Kesin bir okyanus taşar şimdi,
Bir şair daha boğulur bir kadının kollarında,
Bir yetim daha doğar yürek evinde sessizce,
Peki ya şimdi ?
Sen miydin umut satan kadın.
Sen miydin umutlarıma aydınlık saçan kadın.
Şimdiyse paramparça umudum,
Ne umudum ne sensin yanımda kalan.
Sen miydin umut satan kadın..

Pazar, Şubat 05, 2012

Modern Yozlar

            Taşlar tek tek yerlerine oturuyor. İnsanlar değişen zamana ayak uyduruyor ve değişiyorlar. Akıntıya kapılıp yok olmamak için adeta su üstünde birer kaya parçası oluyorlar. Adetler, gelenekler, terbiyeler, ahlak değerleri tek tek unutuluyor. Değişiyor ve benliklerimizden sıyrılıyoruz. Bizliğimize kavuştuğumuzu sanıp benliğimizi yitiriyoruz. Kendimizi bulduğumuzu düşünüp yavaşça yok oluyoruz sadece. Modern hayat, medeniyet, refah, zenginlik ve daha nice canavarlar kendi evrenlerine bizleri taşımakta çok yol kat ettiler ve daha da hızlı devam ediyorlar. Bizler kendimiz için yaşamaya başladığımızı düşündüğümüz yerde farkında olaraktan başkaları için yaşamaya en büyük adımı atmış oluyoruz. Düzen denen yaratığın yanlış anlaşılmış limanında, belki de farkında olarak, medeniyet ahtapotunun kollarına hızla kürek çekiyoruz. Artık bunları konuşanlar bile gözümüzde birer yobaz oldu her birimizin. Ne zaman bize değişimi yanlış anladığımızı haykıran biri çıksa karşımıza, seni yobaz dedik ve susturduk her birini. Ama biz asıl yozlaşmayı göremedik asla. Değerlerimizi birer birer nasıl kaybettiğimizi anlamadık bile. Bildiğimiz tek şey biz de birer modern avrupalıydık artık. Ama bu sırada bizden herşeyimizi satın aldılar. Özgürleşeceğiz diye diye kafayı yedik. Artık dayatmalar olmadan rahatça hareket edebilecektik. Kadınlarımız yarı çıplak bir şekilde sokakta hürce gezebileceklerdi. Bize bunun gayet modern, çağdaş ve normal birşey olduğu işlendi her saniye. Biz bunları öğrenirken bir yandan da geçmişimiz en yalan haliyle kazındı zihinlerimize. Kadınlarımızı ezdiğimiz, onları ikinci sınıf gördüğümüz, kara bir çarşafa bürüdüğümüz anlatıldı durdu hep ve içimizden sürekli geçmişimize sövdük durduk bizler de. Ama artık kadınlarımız özgürdü sonuçta, vücutlarını kocalarından başka erkeklere de sergileyebiliyorlardı, bundan daha özgür ne olabilirdi ki. 
            Ne yazık ki hepimiz bu yalanlara canı gönülden inandık. Ve ne zaman gerçek yüzümüze çarpılsa biz sadece modern bahaneler üretip gözümüzü yumduk. Ama artık korkularım çoğaldı. Bir gün gelecek ve çocuklar annelerini görücüye çıkartacaklar diye korkuyorum. Artık sözün değil nefesin bittiği yerdeyim. Halimize acımak istemiyorum, bizi bu halden kurtarmak istiyorum. Ama bu ülke Modern Yozların elinde oldukça benim önüm hep engel dolu olacak. Belki de Kaos en güzel çözüm olacak.